Kendim..

Prison Break’te acı gerçek!

110_and then there were seven_linc mich talkSen ağabeyin için fostiden banka soymaya git, kendini Fox River denen sapık dolu hapse attır, 22 bölümde anca oradan kaçmayı başar, ondan sonra milyon dolarların peşine düş, yiğeninide kurtar, ağabeyini hapisten kaçtıktan sonra da onu kurtar dur, peşine psikopatın babası Mahone diye bir adam düşsün, hepsini alt et, sonra Panama’da tekrar hapse gir, ordan da kaçmayı başar, sevgilinin kafasını Panama’da kessinler, bir kaç bölüm sonra onun öcünü almak isteyeyim derken birden karşına çıksın, Scylla denen lanet şeyi ele geçir, -ki en zor sahneler o bölümdeydi, Scylla için Bellick kendini feda etti, sonra Scylla’yı kaptır, tekrar al, sonra kafayı deldir, ameliyat ol, kendine gelmen için kapatıldığın evden de kaç, -ki o sırada sen 6 yaşındayken kaçmış ve ölmüş sandığın annenin yaşadığını öğren, abi dediğin Lincoln ile ters düş, anneni tuzağa düşür, o da senin Lincoln ile kardeş olmadığını söylesin. Ulan 4 sezon olmuş, artık sonlara yaklaştık neredeyse, yeter ulan! Her bölüm de tabiri caizse biz göt olmak durumunda mıyız? Yeter ulan yeter!

:D

Tarih: 3 Mayıs 2009
Saat: 01:06

Sonunda!

Aynen, sonuda aldım şu mereti, yani ehliyeti, arkadaşım neydi öyle, her gün okula git sabah 8′de, çık 17:30′da, sonra okul’dan saat 18′de ki ehliyet kursuna koş, hele Ramazan ayında nasıl geçtiğini ne siz sorun ne de ben size söyleyeyim, neyse, onca sayısız teorik dersten sonra sınavı geçtim fakat ikinci seferde geçebildim, ilk sefer de geçtiğim sınav çok karambole gelmişti, olay şöyle oldu, ben uyuyordum, birden telefon çaldı, “Alo” dedim. Bana cevap veren öğretmenim öyle sinirliydi ki “Nerdesin Mösyö Yüksek, saatlerdir seni bekliyoruz, sınav yerine gidemedik senin yüzünden” diye bağırmaya başladı. Ben o hızla kalktım, babamı uyandırdım, arabayla direk olay mahâline gittik. Neyse ki yetiştik, ordan sınavın gerçekleşeceği başka bir yere gittik, oraya Sürücü kursunun arabalarıyla gidecektik ki arabada yer yok tu, önde arabayı süren yeni yetme ileride direksyon sınavına girecek bir genç vardı, hemen yanında Madam Monique, ben ise arkada 3 tane kızın arasında pis sakallı, uykudan yeni kalkmış, ağzı açlıktan kokan, kokuşmuş bir haldeydim. Tabi böyle bir motivasyonla sınava girdim ve kazanamadım. Yine de 40 soru’dan 31 tanesini bilmişim -ki en zor seriye denk gelmiştik, eğer 4 soru daha bilseydim o gün sınavı geçmiş olacaktım. Kısacası o gün geçtiğim sınavdan haberim bile yoktu, benim için hayatımda kara bir lekeydi, tarih 3 ocak 2008, aklımda kalmış hehe:).

İkinci sınavıma 25 şubat 2008′de girdim ve kazandım! Sınav öncesi testlerde 40 üzerinden 40 yapıyordum okul da, bunu benden başka da beceren yoktu, yanımda oturan Fransa’da ki en samimi arkadaşım Aloïs bile 35 puan anca yapabiliyordu, o da benden kopya çekerek:) Teorik sınavını geçtikten sonra direksyon derslerine başladım. Fransa kanununa göre ehliyete yeni yazılan kişiler en az 21 saat öğretmen ile araba sürmeli ve öğretmenin kararına göre müfettişle son sürüşünü yapıp bir başka sınava girmeli. Tabii ben 21 saatte o başarıyı gösteremedim (Okul tarihinde kimse becerememiş 21 saatte ehliyeti almayı), o 21 saati zaten öyle 1 senede anca bitiriyorsun, haftada en fazla 2 bilemedin 3 saat araba sürdürüyorlar. Ben ise 1 senede toplam 40 saat araba sürerek sınava girmeye hak kazandım ve girdim. Sınav nasıl geçti onuda yazayım. Ben direksyona oturdum, yanımda müfettiş Mösyö Caillieur, arka da ise Madam Monique vardı:) Madam Monique’in benimle konuşması yasak, sadece müfettiş Mösyö Caillieur konuşabilir, o da öyle bir anda konuşuyor ki, arkada ki kadınla muhabbet ederken benimle konuşuyor, sanırsınız ki başkasıyla konuşuyormuş gibi, kadınla konuşurken birden sağa-sola dön demesi çok ilginç, tamamen psokolijik bir durum, zaten o anda işi çözerseniz sınavı büyük ölçüde geçmiş olursunuz, adamlar o görevi yapabilmek için bayağı bir sınavdan geçmiş. Ehliyeti kazanmam da yardımcı olan Madam Monique, Mösyö Jean-Mari ve Madam Cécile başta olmak üzere, benim için dua eden canım arkadaşlarım Tuba, Begüm ve ismini bu saatte hatırlayamayacağım kadar çok olan arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum, iyi ki varsınız. Bu kadar yeter lan sıkıldım:)

Tarih: 2 Mayıs 2009
Saat: 06:40

Derbi!

Her ne kadar da kalecisiz 3-4′lük galibiyetimizden sonra Fenerbahçe maçları benim için sıradan bir maç olmuş olsada yinede derbi derbidir, Sergen Yalçın’ın dediği gibi, “Fener kaleye Alex’i koyup bizi yenerse ezeli rekabet tekrar başlar”. Son bir kaç maçtır galip gelemiyoruz, inşallah bu iyi dönemimizde Fenerbahçe karşısında Beşiktaş’ımız iyi bir sonuçla galip gelir. Tabii ki bu maçtan önce oynanacak olan Gaziantepspor-Sivasspor maçı da çok önemli, Sivasspor’un muhakkak  puanlar kaybetmesi lazım son 4 haftaya girilirken. Ancak hiç sanmıyorum puan kaybedeceklerini, çünkü bütün anadolu takımları Sivasspor’u destekliyor nedense? Neymiş efendim, Sivasspor 3 büyüklerim hegemonyasını bitirecekmiş. İnşallah Gaziantepspor tarafından bir yatış söz konusu olmaz da adam gibi maç oynarlar. Sivas bu maçı kazansa da haftaya İstanbul Büyükşehir Belediye maça çok asılacaktır eğer bu hafta Gençlerbirliğine kaybederler ise. Öte yandan Hacettepe bugün Galatasaray karşısında kazanarak az da olsa ligde kalma umutlarını sürdürdü, eğer umutları sürer ise onlar da Sivasspor karşısında puan alabilir. Tekrar derbiye dönecek olursam, Fenerbahçe’de sakat ve cezalı oyuncular çok, en başta Alex ve Edu sakat, bu iki oyuncu kesin oynayamayacak, diğer yandan Lugano’da Galatasaray maçı sonunda çıkan olaylar nedeniyle aldığı 5 maçlık cezasıda hala sürüyor, o’da Beşiktaş maçın’da yok, ayrıca geçen hafta Ankaragücü karşısında Önder Turacı’da sarı kart alarak Beşiktaş maçında oda cezalı. Cezaları biten kaleci Volkan ve Semih oynayabilecekler. Beşiktaş’ta ise Bobo, Delgado, Yusuf ve Nobre sakat, Nobre’nin maçta oynama şansı çok az, ancak diğer üç futbolcunun sakatlıkları o kadar ciddi değil, kart cezalımız da yok, Fenerbahçe karşısında tam kadro çıkacaz sayılır bu maç, Nobre’nin eksikşiğini çok hissedeceğiz. Umarım Mustafa Hoca ileri ikilide Bobo-Holosko ikilisine görev verir. Orta göbekte da ise Ernst, hemen arkasında Cissé oynar. Sol açıkta Tello, sağ açıkta da Delgado olabilir. Stoper’de kesin Sivok-Gökhan Zan oynamalı, y ada Sivok-İbrahim Toraman’da olabilir, ama sakın Sivok Cissé’nin yerine oynamasın, o stoper’de daha iyi. Sol bek tartışmasız yine Deli İbo’ya emanet olacaktır. Sağ bek’te de Ekrem oynar muhtemelen. Öf yine uzattım, kim ouyacaksa bunları? Hadi kalın sağlıcakla.

Tarih: 2 Mayıs 2009
Saat: 05:50

Tanıtım.

Herkese merhaba,

Sonunda blog açmaya karar verdim, sanmıyorum ki günde 5 kişiden fazla insan girip yazılarımı okuyacak. Ama olsun, yinede güzel birşey yazı yazmak, tabi benim gibi üşengeç değilseniz, güncel bir blogunuz olursa daha bir güzel olur ya. Neyse, kendimi tanıtayım ben, okumak isteyene!

Neden blog açtım? Fazla bir nedeni yok aslında, içimi dökmek için açtım blogu, hazır bloglar var internette tonla ancak ben farklı olmalıyım diye düşündüm adıma bir domain alıp öyle açmaya karar verdim.

Of ya hala tanıtamadım kendimi. Adım Samet, iki tanede fransız adım var ama onları sadece fransızlara söylüyorum hehe. Sakarya ilinin Akyazı ilçesinde doğmuşum, yani kimlikte öyle yazıyor, babama nerde, nasıl, hangi hastanede doğduğumu sorduğumda oda dünyadan bi haber. Nick’im falan yok, eskiden vardı `Lejyoner´ diye bilinirdim internet aleminde ancak 2 senedir kullanmıyorum neredeyse, unutuldu bu nick artık, iyide oldu aslında.

0000006

Yaş geldi 22′ye, gün geçtikçe büyüyorum, büyüyorsunuz. Yurt dışında ikamet etmekteyim, ülke olarak Fransa diyebilirim, daha ileri gitmek istemiyorum aslında, beni kişisel olarak tanıyanlar bilsin gerisini. Neyse devam edelim..

Ben biraz cömert biriyimdir aslında, herşeyimi paylaşabilirim, hatta blogumu bile, ancak paylaşacağım kişi sadece kendi malı olarak varsaymamalı :p Sonra çok düşünen, iyimser arada sırada karamsar biriyimdir ayrıca.

Bazı hobilerimide anlatmak isterim. Aşık olduğum takım maç oynarken totem yapmayı severim, hobimdir, sonra apartmanın alt katından yukarı yani eve çıkana kadar basamakları sayarım, buda güzel bir hobidir tavsiye ederim, ayrıca kulaktan kulağa oynamasınıda severim fakat kulağına birşey söyleyeceğim kişinin kulakları temiz olsun mümkünse, içinde sarı kurumuş pislikler görmek midemi bulandırıyor hehe. Tükürmeyide severim, en uzağa tükürme yarışmalarında hep ilk sıralarda gelmişimdir.

Müzik dinlemeyide çok severim, Zeki Müren dinlerim ondan bıkıp Lady gaga dinlerim, repertuarım çok uzundur. İnternet keyfimde vardır, pek konuşkan bir insan sayılmam, internete girer film indirir onları izlerim çoğunlukla, sonra haberleri takip eder o sırada müzik dinlerim .)

Okul ile aram iyi değildir, 2 senedir yatış posizyonundayım, liseden terkettim okulumu fakat belki ileride dışarıdan bitiririm. Bitirmeyebilirim de, okul benim düşüncelerimin arasında yok aslında ve iddialıyım ki okula gidenlerden daha akıllı ve bilgiliyim bazı konularda :p Okula gitmiyorsam n’apıyorum? Hiç. İş var aslında ama üşengeç Samet gitmiyor fakat yakın zamanda büroda çalışacağım bir iş olacak bilgisayar başında, o zaman çalışacağım ve onu beklemekteyim hehe.

Aslında severim okulu, ingilizce, matematik, coğrafya ve spor derslerini çok severim, ingilizcede sınıfta en iyiydim hatta ama matematikte en kötüerden birisiydim, seviyordum ama beceremiyordum hehe :d

Şimdi kendimi sınava sokmak isterim beni biraz daha detaylı tanımanız açısından.
Başlayalım,
İyi misin? humm evet, arasıra kötüde olabilirim.
Gerizakalı mısın? Evet, her genç gibi :d
Kıskanç mısın? Değilim.
Utangaç mısın? Eveeeet, hemde çok :p
Meraklı mısın? Hayır.
Peki uyur gezer misin? Bsg yaa.

Neyse bu kadar yeter, iyi bir başlangıç yaptım sanırım, ve umarım ki devamını getiririm, bu konuda kendime pek güvenim yok :d